gönülden nağmeler...

   

 

 
 

GAZEL

Bu cihân ma’nâsın anla nazar et ne hâl olur

Gözünü aç kalbinin gayrısı kîl ü kâl olur

 

Kıvrılırken gecenin sessizliği gökyüzünde

Bir hakikat görünür dile âlem hayâl olur

 

Açılır perdeleri zulmün ma’nâ ikliminde

İhtiyar kalmaz o dem akılda lisân lâl olur

 

Aşk meyi ile bakışın mest iden âşıklara

Var sanılan kevn ü mekân çekilir zevâl olur

 

Bulmak ister ise kişi hakîkât bâbını

Dâmına nefsi dolanır ol hîle vü âl olur

 

Kul Muhammed sözü söyler kimisin mesrûr eder

Kimisi aklın yitirir kimisi kemâl olur

 

 

 

NA'T

Bâd-ı sabâ kim giderse yâre selâm eylesin

Bâğ-ı çemende gül-i ra’nâya du’âm eylesin

 

Mühr-i yâkûtun kilîdin saklamasın bendeden

Âr değil beklemesin üç beş kelâm eylesin

 

Uzanır Sidreye dek Tûbâ boyu ol dilberin

Çoştu deryâ-yı dilim dolaşsın endâm eylesin

 

Şem’-i nûru kıldı perîşân beni pervâne-veş

Nâr-ı aşk içinde yanan kula merâm eylesin

 

Her ne zamân anmayıp da unutursam nâmını

Ol Hudâ ki başka yâri bana harâm eylesin

 

 

GAZEL

Dost elinden hastaya bir katre dermân gerek

Açıp hakîkat bâbın girmeye iz’ân gerek

 

Cihândan geçip ermek içün aşk ahvâline

Ellerinden tutacak bir ulu sultân gerek

 

Aşk bir sırdır ma’nâsı kenzen lafzında gizli

Yoldaş bilip levlâki girmeye ummân gerek

 

Aşktan şikayet olmaz bilen kutlu kişidir

Ma’şûğa cân vermeye bir kutlu fermân gerek

 

Bir kuru lâf ile aşk da'vâsı beyhûdedir

Gerçek âşık odur ki cânâna kurbân gerek

 

GAZEL

Çeşm-i pürhûnundan akan yaşa cânımdır fedâ

Dürr-i sadeften gelen gevhere kanımdır bahâ

 

Tîr-i müjgânın gönül bâğını eyler târumâr

Ne acebdir kurulur yine bir işret pür-safâ

 

Murg-ı dil içün sa’âdet dâm-ı zülfün içredür

Bî-vücûd olan kişiye yeter bu lutf u atâ

 

Bir zamân lebin saçar şîr bir zamân şekker eyâ

Kamusu anların uşşâkına geçer hoş belâ

 

Bûy-ı ruhun hevesiyle başa gelen az mıdır

Ömr-i fakîr bin şükür ki râh-ı aşkında hebâ

 

 

NA'T

Kûyına varmak ne hoş söyledi bütün yârân

Dört taraf gül kokusu bülbüllerin hep nâlân

 

Eşiğin öpmek içün meydân-ı aşk içinde

Her birin geçmek gerek hem pehlevân hem merdân

 

Hasta gönlüm seni anar gece gündüz iç çeker

Başka yerde aramam derdime sensin dermân

 

Leblerinden duymadan bir yahşı latîf sözünü

Bağrıma âteş düşer çeşmim olur mu handân

 

Gel de gelsin bu kuluna öl de ölsün yoluna

Senden özge var mıdır sevilecek bir cânân

 

NA'T

Gün gidince yanar aşk çerâğı dilde âh u zâr

Tutulur dili semânın olur âşık bî-karâr

 

Elde kalem gözde yaş sessizce bir çığlık kopar

Duyulur hicrânı kalbin gülden ayrılınca hâr

 

Sanma tahammül kolaydır âşığa sor nicedir

Ne bilir rakîb çileyi aşka mı düşmüş o hâr

 

Gözünü garîp ayırmaz kûy-ı yârden çâresiz

Ayrı geçen her zamân âşığa yazılır zarâr

 

Beklemek hoştur yolunu bî-ümîd yaşanmaz

Gün gelir teşrîf eder hânesine o dîldâr